ÎMÂN, İKRÂR, İSLÂM VE ALEVÎLİK

ÎMÂN, İKRÂR, İSLÂM VE ALEVÎLİK

Îmân, Allah’ın yaratıcılıktaki güzelliğine, ilim ve irfânla “şâhit” ve “ârif” olarak ortak olmak, zihnini ve kalbini yaratılış sürecinin muhteşem senfonisine açmak, yaratılışın sistematik ve müziğini dinleyebilmek, hatta seslendirebilme bahtiyarlığına erişmektir.

Küfür (inanmamak) ise, Allah’ın yaratıcılığındaki tüm bu güzellikleri görmemek için gözlerini; hissetmemek için kalp ve gönlünü; yaratılış senfonisindeki âhengi ve melodiyi de duymamak için kulaklarını kapatmaktır. O’na inanmamak; aslında bir insan için en büyük mahrumiyettir.

Yaratıcılığındaki tüm güzellikleri seyre dalabilecek “biricik” varlık olarak yarattığı insana; “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” sorusunu yönelten Allah, aslında insana; “Sana tüm bu güzellik, mükemmellik, ahenk ve melodiyi tanıma, ona ortak olma fırsatını veriyorum demektedir.

Alevî olmak ise; İmâm Ali gibi, Allah’ın yaratıcılığındaki tüm bu güzelliklere, akıl, kalp ve gönülle, Allah’ı görüyor gibi ârif, şahit ve sâdık olmak, îmânını korumak için gerekirse, -canı pahasına- mücadele etmek, Hüseyin gibi de zâlim yezidlere asla boyun eğmemektir.

Alevî olmak; Nemrut’un değil; İbrahim’in, Firavun’un değil; Mûsâ’nın, Ebû Süfyân’ın değil; Hazreti Muhammed’in, Muâviye’nin değil; İmâm Ali’nin, Yezid’in değil; İmâm Hüseyin’in; -tüm zamanlarda- zâlimlerin değil; mazlûmların, masumların ve inananların yanında durmaktır.

Öl! İkrâr verme, öl ikrârından dönme!” düstûrunca, “Ölmek var, dönmek yoktur.” Alevîlikte. Makâm-mevkî, para-pul gibi dünyevî çıkarlar için, Hakk-Muhammed-Ali yolundan dönmemektir Alevîlik. Bir adı da “Mü’min” olan Allah’a, bir “mü’min” insan olarak ayna olabilmektir.

Cemlerde, pîr-mürşidin muhabbet sofrasına oturup, onun şahsında, Allah’ın birliğine, Hazreti Muhammed’in peygamberliğine, İmâm Ali’nin de velâyetine ikrâr veren bir Alevî, hakîkat seccadesinde, Allah’ın Cemâl ve Dîdâr’ını seyre dalıp, mirâcını gerçekleştirmenin coşkusuyla semâh döner.

Ölçüsüne, tartısına hile katmaz, kimsenin malına, mülküne ve namusuna yan gözle bakmaz. Ağlattığı varsa, güldürür. Boşalttığı varsa, doldurur. Eline, diline ve beline sahip olur. Hiçbir varlığı diğerinden ayırt etmez. Yetmiş iki millete bir gözle bakar. Alevîlik, İslâm’ın tüm prensipleriyle yaşatılmasıdır.

Gel gör ki, zâlime biat edip boyun eğen, yolsuzluk ve hırsızlığı mubah gören, eline, diline ve beline sahip olmayan, dîn ve îmânı gerekirse dünyevî çıkarlarına alet eden yolsuz, pîrsiz, arsız ve görgüsüzler, -tıpkı Muâviye’nin İmâm Ali’yi kâfir ilan ettiği gibi- Alevîleri Müslüman dahi saymaz…